Ortaokulda bir cümle vardır, genellikle 6. sınıfta duyulmaya başlar ve 8. sınıfa gelindiğinde bir kimlik hâline gelmiştir: ben matematikçi değilim. Bu cümle bir tespit gibi söylenir ama aslında bir savunmadır. Arkasında da neredeyse her zaman aynı hikâye vardır: bir konuda kopmuş, sonra o kopukluk büyümüş ve çocuk kendini yeteneksiz ilan ederek meseleyi kapatmıştır.
Matematik kaygısı gerçek bir olgudur ve tembellikle karıştırılmamalıdır. Kaygılı öğrenci çalışmıyor değildir; çalışırken zihninin bir kısmı başarısızlık ihtimaliyle meşguldür ve bu, geriye kalan kapasiteyi ciddi biçimde düşürür. Bu yazıda kaygının nereden başladığını, temel eksiğinden nasıl ayırt edileceğini ve nasıl kırıldığını anlatıyoruz.
Kaygı Nereden Başlar?
Çoğu zaman tek bir olaydan. Tahtaya kaldırılıp çözememek, sınıfın önünde yanlış cevap vermek, bir yazılıdan beklenmedik bir not almak. Bu olayın kendisi geçer ama bıraktığı his kalır: burada rezil olabilirim.
İkinci kaynak birikimdir. Matematik, üzerine kurulan bir derstir. Kesirlerde eksik kalan bir öğrenci oranlarda zorlanır, oranlarda zorlanan öğrenci denklemlerde tıkanır. Her yeni konu, bir öncekinin üstüne konduğu için boşluk büyür ve öğrenci bir noktada anlamıyorum değil, anlayamam demeye başlar.
Üçüncü kaynak evdir ve en az fark edilenidir. Ben de matematikte hiç iyi değildim gibi teselli cümleleri, çocuğa kendini savunacağı hazır bir gerekçe sunar. İyi niyetle söylenir, ama matematikte başarısız olmayı ailevi bir özellik gibi meşrulaştırır.
Kaygının Belirtileri
Kaygı, isteksizlikten farklı davranır. Ayırt etmeye yarayan birkaç belirti vardır: matematik ödevini hep en sona bırakmak, sınavda bildiği soruları da yanlış yapmak, sınav sonrası kâğıda bakmak istememek, zor görünen bir soruyu okumadan atlamak.
En belirgin işaret şudur: aynı soruyu evde sakin bir ortamda çözebiliyor ama sınavda çözemiyor. Bu, bilgi eksikliği değil, sınav anındaki zihinsel yükün belirtisidir.
Bir başka işaret, soru okumadan pes etmektir. Kaygılı öğrenci, uzun görünen bir problemi okumaya bile başlamaz. Zorlanmaktan değil, tekrar başarısız olma ihtimaliyle karşılaşmaktan kaçınır.
Temel Eksiği mi, Kaygı mı?
İkisi çoğu zaman iç içedir ama hangisinin baskın olduğunu bilmek gerekir, çünkü çözümleri farklıdır. Basit bir test şudur: çocuğa bir alt sınıf seviyesinden birkaç soru verin, süre baskısı olmadan, not verilmeyeceğini söyleyerek.
Bu soruları rahatça çözüyorsa tablo ağırlıklı olarak kaygıdır; bilgi yerinde, sınav anında erişilemiyor demektir. Bu sorularda da takılıyorsa altta gerçek bir temel eksiği vardır ve önce o kapatılmalıdır. Temeli güçlendirme konusunu ayrıca yazdık: ortaokul matematik temeli nasıl güçlendirilir.
Temel eksiği olan öğrenciye kaygı çalışması yapmak da, kaygılı öğrenciye daha fazla soru çözdürmek de zaman kaybıdır. Doğru sırayı belirlemek, işin yarısıdır.
Kaygıyı Büyüten Veli Cümleleri
Bazı cümleler iyi niyetle kurulur ama tersine çalışır. En yaygın üçü şunlardır.
- Bu çok kolay, nasıl yapamıyorsun: çocuğun kendini yetersiz hissetmesini artırır ve bir daha soru sormasını zorlaştırır.
- Ben de matematikte iyi değildim: başarısızlığı kalıtsal bir özellik gibi sunar, çabanın anlamsız olduğunu ima eder.
- Sınavda kaç aldın: konuşmayı doğrudan sonuca kilitler. Daha iyi bir açılış, hangi soruda takıldın sorusudur.
Yerine kullanılabilecek cümleler çok daha basittir: bu konuyu daha önce de zor bulmuştun, şimdi nasıl gidiyor? Bu soruyu birlikte bir daha okuyalım mı? Sonuç değil süreç sorulduğunda çocuk savunmaya geçmez.
Küçük Başarı Döngüsü Kurmak
Kaygıyı kıran şey konuşma değil, kanıttır. Çocuğun yapabildiğini kendi gözüyle görmesi gerekir ve bunun için zorluk seviyesini geçici olarak düşürmek şarttır.
Pratik düzen şudur: bir hafta boyunca yalnızca çözebileceği seviyede sorular verin. Amaç ilerlemek değil, arka arkaya doğru yapma deneyimi biriktirmektir. İkinci hafta soruların dörtte birini bir tık zorlaştırın. Üçüncü haftada karışık seviye verin.
Bu üç haftalık döngü, çoğu öğrencide ben yapamıyorum cümlesini bu konuyu henüz çalışmadım cümlesine çevirir. Aradaki fark küçük görünür ama belirleyicidir: birincisi kapalı bir kapı, ikincisi yapılacak bir iştir.
Bu süreçte hız beklentisini bir kenara bırakın. Kaygılı öğrencide süre baskısı, kaygının en büyük tetikleyicisidir. Süre çalışması, doğruluk oturduktan sonra gelir.
Sınav Anında Ne Yapmalı?
Sınav öncesi verilecek en işe yarar tavsiye, ilk soruyu seçmektir. Kâğıdı alınca baştan başlamak zorunlu değildir; yapabileceğinden emin olduğu bir soruyla başlamak, ilk beş dakikadaki gerginliği belirgin biçimde düşürür.
İkinci tavsiye, takılınan soruyu işaretleyip geçmektir. Kaygılı öğrenci genellikle tek bir soruda kilitlenir ve zamanı orada tüketir. Geç ve dön kuralı, hem puanı hem de duyguyu korur.
Üçüncüsü sınav sonrasıdır. Kâğıt geldiğinde nota bakıp bırakmak yerine, yanlışların kaç tanesinin bilgi eksiğinden, kaç tanesinin dikkatten kaynaklandığını ayırmak gerekir. Kaygılı öğrencide bu ayrım genellikle rahatlatıcıdır: yanlışların önemli bir kısmı bilmediğinden değil, aceleden çıkmıştır.
Sonuç
Matematik kaygısı bir yetenek meselesi değil, birikmiş bir kopukluğun ve tekrarlanan başarısızlık deneyiminin sonucudur. Önce temel eksiği mi kaygı mı olduğunu ayırt etmek, sonra üç haftalık küçük başarı döngüsüyle çocuğun yapabildiğini kendi gözüyle görmesini sağlamak çoğu tabloyu değiştirir. Evde kurulan cümlelerin tonu ise sanılandan çok daha belirleyicidir. Arc Akademi olarak matematikte ücretsiz seviye tespitiyle nerede kopulduğunu çıkarıyor, birebir online derslerde seviyeyi öğrencinin çözebileceği yerden başlatıp kademeli olarak yükseltiyoruz.
Sıkça Sorulan Sorular
Matematik kaygısı gerçek bir şey mi, yoksa bahane mi?
Gerçektir. Kaygılı öğrencinin zihninin bir kısmı başarısızlık ihtimaliyle meşgul olduğu için geriye kalan kapasite düşer. En net belirtisi, evde sakin ortamda çözebildiği soruyu sınavda çözememesidir.
Temel eksiği mi kaygı mı olduğunu nasıl anlarım?
Çocuğa bir alt sınıf seviyesinden birkaç soruyu süre baskısı olmadan ve not verilmeyeceğini söyleyerek verin. Rahatça çözüyorsa tablo ağırlıklı olarak kaygıdır; bu sorularda da takılıyorsa altta temel eksiği vardır ve önce o kapatılmalıdır.
Daha fazla soru çözdürmek kaygıyı azaltır mı?
Seviye uygun değilse artırır. Kaygılı öğrencide işe yarayan yol, bir hafta boyunca yalnızca çözebileceği seviyede soru vererek arka arkaya doğru yapma deneyimi biriktirmek, sonra zorluğu kademeli yükseltmektir.
Ben de matematikte iyi değildim demek çocuğu rahatlatır mı?
Anlık olarak rahatlatır ama başarısızlığı ailevi bir özellik gibi meşrulaştırır ve çabanın anlamsız olduğunu ima eder. Sonuç yerine süreci soran cümleler daha işe yarar: hangi soruda takıldın, bu konu şimdi nasıl gidiyor gibi.
Matematik dersinde birebir destek ister misiniz?
Uzman eğitmenlerimizle Matematik dersindeki eksikleri kapatın, notları yükseltin.
